Eğitim Melis Alphan: Menopoz bir son değil, yeniden inşa süreci Alphan, “Sessizliği kırmanın en etkili yolu, menopozu ne trajedi ne de tabu olarak anlatmak, onu biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutları olan bir dönüşüm süreci olarak, veriyle ve kişisel hikayeyle birlikte… Hakan Kaplan 6 Nisan 2026 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde kadınların hayatındaki görünmez ama çok gerçek olan bir deneyim üzerine konuşuyoruz: menopoz. Gazeteci-yazar Melis Alphan , bu süreci hem biyolojik bir değişim hem de kadınların bedenleriyle, kimlikleriyle ve hayatlarıyla yeniden tanıştıkları bir dönem olarak anlatıyor. Cerrahi menopoz sonrası yaşadıklarını tarif ederken kullandığı şu cümle, aslında pek çok kadının sessizce deneyimlediği duyguyu özetliyor: “Evim sandığım yerde misafirdim.” 46 yaşına kadar “reflekslerini tanıdığı, nasıl çalıştığını bildiği” bir bedenle yaşadığını söyleyen Alphan, cerrahi menopozdan sonra bu tanıdık sistemin “bir gecede değiştiğini” anlatıyor. Ona göre menopoz, yalnızca östrojen ve progesteronun düşmesi değil; “içeride çok daha kalabalık bir orkestranın” bir anda şefsiz kalması gibi. Bu süreçte insanın iradesiyle biyolojisi arasındaki ilişkiyi de yeniden düşünmek zorunda kaldığını söylüyor: “İnsanın iradesi güçlü olabilir ama hormonlarla kavga ederek bir yere varamadığınızı anlıyorsunuz.” Toplumda menopozun uzun süre sessizlikle çevrelenmesini ise kadınlık anlatısının gençlik ve doğurganlıkla özdeşleştirilmesine bağlıyor. Bu yüzden pek çok kadının “başka bir evreye geçtiğini söylemenin kırılganlık yaratacağı” duygusuyla konuşmamayı tercih ettiğini belirtiyor. Ancak ona göre bu sessizlik artık yavaş yavaş dağılıyor: deneyimler paylaşıldıkça yalnızlık azalıyor, bilgi arttıkça korku yerini anlayışa bırakıyor. Melis Alphan’la, bedenle yeniden tanışmayı, kadın sağlığındaki bilgi boşluklarını, dayanışmanın gücünü ve bu dönüşümün kadınlara açtığı yeni alanları konuştuk. Menopoz deneyiminizin başladığı cerrahi süreçten sonra bedeninizde ve zihninizde yaşadıklarınızı şöyle tanımladınız: Ani hormon değişimi, sıcak basmaları, uyku bozukluğu gibi çok yönlü etkiler… Bunu yaşarken içinizde doğan ilk his neydi ve bu duygularla nasıl başardınız başa çıkmayı? 46 yaşıma kadar ezbere tanıdığım, reflekslerini tanıdığım, nasıl çalıştığını bildiğim bir bedenim vardı. Ne zaman acıkacağımı, ne zaman yorulacağımı, nasıl toparlanacağımı bilirdim. Cerrahi menopozdan sonra o tanıdık sistem bir gecede değişti. Sanki zihnim aynı kalmış ama başka bir bedene transfer edilmişim gibiydim. Bilim kurgu filmlerinde beden iflas edince bilincin başka bir bedene aktarılmasına benziyordu. Hafıza ve kimlik yerindeydi ama donanım farklıydı. Bazıları bunu “bedenin ihaneti” diye tarif ediyor. Ben ilk anda ihanetten çok yabancılık hissettim. Evim sandığım yerde misafirdim. Kontrol sandığım şeyin aslında hormonların ince ayarına bağlı olduğunu fark ettim. Menopoz genellikle östrojen, progesteron ve testosteron üzerinden anlatılıyor ama içeride çok daha kalabalık bir orkestra var ve şef bir anda kürsüden indiğinde herkes kendi kafasına göre çalmaya başlıyor. Kortizol sabah yükselmesi gerekirken akşamları pik yaparak uykumu sabote etti, tiroit dengem bozuldu ve Hashimoto ile tanıştım, insülin direnci ortaya çıktı ve metabolizmamın lisanı değişti. Uykusuz gecelerde biyokimyamın beni ne kadar yönettiği gerçeğiyle de yüzleştim. İnsanın iradesi güçlü olabilir ama hormonlarla kavga ederek bir yere varamadığını anladım. Bu süreçte denemediğim yöntem kalmadı. Akşam kortizolünü dengelemeye yönelik beslenme düzenleri uyguladım, meditasyon ve nefes çalışmaları yaptım, bitki çayları içtim, hatta masal dinleyerek sinir sistemimi yatıştırmaya çalıştım. Ama bunu bir kriz yerine yeni bir evre olarak görmeye başladığım anda konuya aydım. Bedenimin bozulduğunu düşünmektense kalibre olduğunu kabul ettiğimde direncim azaldı. Kısa yol aramaktan vazgeçtim, hızlandırmaya çalışmadım, eşlik etmeyi seçtim ve bedenimin yeni ritmini bulacağına güvenmeye karar verdim. C