“`html
T24 Dış Haberler
Ekim ayının başlarında savunma konulu bir zirve düzenleyen Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin liderlerine hitap ederek dikkat çekici ifadelerde bulundu:
“Günümüzde Avrupa, İkinci Dünya Savaşı sonrası en zor ve tehlikeli dönemlerden birinde yer alıyor.”
Frederiksen, mevcut durumu iki dünya savaşı arasındaki konumla karşılaştırarak, çözümün hızlandırılmış silahlanmada yattığını savunuyor. Ona göre, demokrasiyi yalnızca silahlarla korumak mümkün.
2019’dan bu yana başbakanlık yapan 47 yaşındaki Frederiksen, Avrupa içinde “sosyal demokrasiyi dönüştüren kadın” olarak tanınmaktadır.
Zorla Spiral Takılan Kadınlardan Özür Diledi
Aynı günlerde Grönlandlı kadınlara zorla doğum kontrolü uygulanması sebebiyle özür dileyen Frederiksen, bu mağdurların “hem fiziksel hem de psikolojik travmalara maruz kaldığını” belirtmiştir. 1960’lar ve 70’ler boyunca Danimarka, genç yerli (İnuit) kadınlara rızaları dışında doğum kontrol cihazları takarak, Grönland’ın nüfusunu kontrol etmeye çalışmıştır. “Spiral kampanyası” olarak bilinen bu uygulamanın mağduru 4.500 Grönlandlı kadın, mahkemeye başvurmuş ve tazminat almayı başarmıştır.
Kamuoyu önünde kadınlardan özür dileyen Frederiksen, bu durumu Danimarka ile eski kolonisi Grönland arasındaki “karanlık bir dönem” olarak tanımlamıştır.
“Deney Çocukları” Olayı da Bir Diğer Karanlık Dönem
Danimarka-Grönland ilişkisi üzerindeki olumsuz etki yaratan tek olay bu değildir. Resmî olarak 1953’e kadar Danimarka kolonisi olan Grönland, zamanla daha fazla özerklik kazanmış olmasına rağmen hâlâ Danimarka Krallığı’na bağlıdır. Kolonileşmenin sona ermesinden önce ve sonrasında Danimarka, adayı bazen sert yöntemlerle modernleştirmeye çalışmıştır.
Örneğin, 22 Grönlandlı çocuk, Danimarkalı ailelerde yetiştirilmeleri amacıyla ailelerinden alınıp Danimarka’ya gönderilmiştir. Onların ülkelerine döndüklerinde elit sınıfın bir parçası olmaları planlanıyordu. Ancak çoğu yurtlarda kalmış, ailelerinden ayrı düşmüş ve psikolojik sorunlar yaşamıştır. Bu olay, yakın geçmişte araştırma konusu olmuştur. Başbakan Frederiksen, bu “deney çocukları”ndan da özür dilemiştir.
Birçok siyaset bilimci, Frederiksen’in bu saygın tutumunun yalnızca özür dilemekle kalmayıp, ABD Başkanı Donald Trump‘ın Grönland üzerinde kontrol sağlama arzusuna karşı uygun bir yanıt olduğunu öne sürmektedir. Trump, başkanlık döneminde Grönland’ın satın alınması fikrini gündeme getirmiştir, ancak Frederiksen bunu “saçmalık” olarak nitelendirerek, ortada büyük bir kriz doğmuştur.
Trump’a Karşı Grönland İlişkilerini Güçlendiriyor
Bu diplomasi mücadelesi, Frederiksen’in 2019’dan itibaren Danimarka Başbakanı olarak görev süresini ve Grönland ile Faroe Adaları’nı da kapsayan Danimarka Krallığı’nın hükümet başkanı rolünü şekillendirmektedir. Trump’ın Grönland konusundaki baskıları başladığından bu yana Frederiksen, açıkça Amerikan girişimlerini geri çevirmiş ve ABD’nin Danimarka’nın en yakın müttefiklerinden biri olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte AB ve İskandinav ülkelerinden destek alarak Grönland ile ilişkileri güçlendirmeye çalışmaktadır.
Grönland hükümetleriyle yakın işbirliği ve adanın geleceğinin “Nuuk’ta başlayıp Nuuk’ta sona ereceği” fikrini sürekli dile getirmesi, Frederiksen’e Grönland toplumunda saygı kazandırmıştır. Hatta bağımsızlık yanlısı politikacıların bile ona duyduğu hayranlık dikkat çekmektedir.
Sert Ama Güvenli Bir Lider
Mette Frederiksen, 1977 yılında Danimarka’nın Kuzey Jutland bölgesinin Aalborg şehrinde doğmuştur. Kırsal ve izole bir yer olan Jutland, Grönland dışındaki en büyük Grönland topluluğuna ev sahipliği yapmaktadır.
Başbakanlığı süresince Frederiksen birçok kez aceleci ve tek yanlı kararlar almakla eleştirilmiştir. Covid-19 pandemisi döneminde vizon çiftçiliğinin yasaklanması bu eleştirilerden biri olmuştur. Bu karar neticesinde 15 milyon vizon telef edilmiş ve çiftçilere yaklaşık 4 milyar euro tazminat ödenmiştir.
Frederiksen Karamsar mı?
Sosyal medyada kendini samimi bir şekilde göstermeye çalışan Frederiksen, cam silerken, hentbol maçı izlerken ya da konserve uskumru yerken görüntüler paylaşmaktadır. Ancak bazıları bu gündelik görüntülerin siyasi çalışmalarının üstünü örttüğünü düşünmektedir. Buna rağmen Frederiksen, Danimarka siyasi tarihinde muhtemelen en etkili kriz yöneticisi olarak akıllarda kalacaktır.
Birçok Danimarkalıya güven veren Frederiksen, “Mette Anne” olarak bilinirken, tüm dünyada kaos devam ederken, halkına işlerin kontrol altında olduğunu hissettirmektedir.
Bazen “fazla karamsar” olduğu da söylenmektedir. Örneğin, yaptığı bazı karamsar yılbaşı konuşmaları eleştirilmiştir. Ancak Frederiksen, hem Trump’a hem de Putin’e karşı durarak Danimarka’yı pek çok tehlikeli durumu aşabilen bir lider olarak konumlamayı başarmaktadır.
Savunma Politikasında Yeni Bir Dönem
Danimarka hükümeti, son yıllarda Soğuk Savaş’tan beri ihmal edilen orduyu yeniden inşa etmek için tarihî bir bütçe tahsis etmiştir. Frederiksen, Ekim ayında ilk kez uzun menzilli ve hassas silahlar satın alacaklarını müjdelemiştir. Bu durumu Danimarka savunma politikasında bir “paradigma kayması” olarak tanımlayan Frederiksen, bütçe, ekipman ve zamanlama ile ilgili detay vermemiştir. Kopenhag Havalimanı üzerinde görülen insansız hava araçları, bu paradigmanın değişimine işaret eden örnekler arasındadır. İHA’ların Rusya’dan geldiği ihtimali de gündemdedir. Frederiksen, hava sahalarına insansız hava aracı gönderilmesini bir saldırı olarak tanımlamıştır. Günümüzde, Ukrayna savunmasına en fazla harcama yapan ülke Danimarka’dır.
Sembolik Göç Politikaları
Avrupa’da Frederiksen, Danimarka Sosyal Demokrat Partisi’ni yeniden şekillendirmesi ile tanınmaktadır. Klasik yeniden dağıtım politikaları ile sıkı göç yasalarını bir araya getirerek, geleneksel işçi sınıfı seçmenini elinde tutmayı başarmış ve sağ partilerin etkisini zayıflatmıştır. Ancak bu yaklaşım, Danimarka’daki göç tartışmalarını da sağa kaydırmıştır. Muhafazakâr seçmenlerin bir kısmının kitlesel göç korkusunu erken fark eden Mette Frederiksen, bu endişeleri dile getirerek iktidarı elde etmiştir. Ancak uyguladığı birçok tedbir sembolik kalmıştır.
Örneğin, Danimarka Avrupa’da, o zamanki Esad yönetiminin kontrolündeki Suriye’ye ilk kez Suriyeli mültecileri geri göndereceğini duyurmuştur. Ancak diplomatik ilişkilerin olmaması nedeniyle bu karar, yalnızca iyi entegre edilmiş bazı Suriyelilerin pahalı geri gönderim merkezlerinde sıkışıp kalmasına sebep olmuştur.
Yabancı kökenli suçlular için Kosova’da hapishane açma planı da Frederiksen’in göçle ilgili girişimlerinden biridir. Plan, cezalarının bitiminde göçmenlerin Danimarka’dan sınır dışı edilmesini öngörmektedir. 2023’te açılması planlanan Gjilan’daki hapishanenin inşası 2027’ye kadar süreceği tahmin edilmektedir. Ancak, olası insan hakları ihlalleri dolayısıyla hukuki sorunlar çıkabileceği endişeleri de bulunmaktadır.
Kapsamlı Reform Çabaları
Mette Frederiksen, üç yıldır merkez sağ parti Venstre ve eski başbakan Lars Løkke Rasmussen’in kurduğu Moderaterne ile birlikte iktidardadır. Bu koalisyon hükümetinin temel hedefi, Danimarka’yı zorlu dönemlerde istikrara kavuşturmaktır. Bu doğrultuda ordu, eğitim, çevre ve sağlık alanlarında kapsamlı reformları hayata geçirmiştir. Çok popüler olmamasına rağmen hükümet, iktidarda kalmaya devam etmektedir; zira muhalefet hem sağda hem solda bölünmüş ve liderlikten mahrum durumdadır. Ancak bu durumun yakında değişmesi mümkündür.
Kasım ayında yerel seçimler gerçekleştirilecek ve Sosyal Demokratların Kopenhag belediye başkanlığını kaybetmesi bekleniyor. Özellikle Frederiksen’in Gazze savaşı konusundaki tereddütleri büyük şehirlerde eleştirilere yol açmıştır. Daha da kritik olan ise yaklaşan parlamento seçimleridir. 2024’ün Ekim ayı sonuna kadar yapılacak seçimlerde anketler, Frederiksen’in seçim zaferi için kritik öneme sahip olan işçi sınıfının desteğini kaybettiğini göstermektedir. Bu durum, artan gıda fiyatlarının tetiklediği kaygılarla ilişkilendirilmektedir. Frederiksen, oy kaybını sağ popülist Dansk Folkeparti’ye karşı yaşayabilir. Seçim yaklaşırken, belirsizliğin artması bekleniyor.
“`